Sabun üzerine güzel bir yazı..

Google’da arama yaparken İyilik Güzellik adlı sitede bir yazı buldum. Sayın Prof. Dr. Ayten Altıntaş yazmış. Kısa bir alıntı yapmak istiyorum:

Eski sabun imalatçıları, imalathanelerinde, ellerinde bulunan hayvanın iç yağlarını veya zeytinlerin sıkılmasıyla çıkarılan zeytinyağından geri kalan tortulu yağlı kısmı kullanırdı. Bu yağlar, içinde alkali madde olan bitkilerin külleri, potas, şap, bor, borit veya sodyum hidroksit ihtiva eden doğal minerallerle kazanlarda kaynatılarak sabunlaşması sağlanırdı.  Zamanla sabunlaşmayı sağlayacak sodyum hidroksit (kostik) ayrıştırılarak elde edildi. Sabun elde edilirken, bu madde çok dikkatle, sadece sabunlaştıracak kadar konulur ve sabunlaşma bittikten sonra deriyi tahriş edecek kostik kalmasın diye sabun defalarca su ile yıkanırdı. Sabun imalatçısı elde ettiği sabunun içinde tahriş edecek bir kalıntı kalıp kalmadığını diliyle yalayarak test ederdi. Sonuçta “yenebilecek!” saflıkta sabun tüketiciye sunulurdu.

Bugünkü sabunlara gelince; sanayileşen sabun için üreticinin düşündüğü tek şey vardı: “Ucuza mal etmek.” Bunun için de, hayvan iç yağları, artık sabun imali için kullanılan tek madde haline geldi. Yemeklerde kullanılan zeytinyağını, sabun imalinde kullanmayı hiç düşünmediler. İkinci olarak devreye giren “rekabet”, daha çok köpüren sabunu esas aldı. Bu köpürtücü maddelerin sabuna ilavesi demekti. Daha şeffaf, daha hoş kokulu, daha köpüren… Derken, sabun kişiliğini kaybedip, bir kimyasal madde haline geldi.

Saf sabunun ise bir tek amacı vardı “ temizlemek”.  Basit formülüyle bunu başarıyordu ama piyasada yarışan sabunlara ilave edilen koruyucu maddeler, renk maddeleri, sentetik kokular, sabun isminde ve görünüşünde “deterjanları” doğurdu. Ülkemizde de bu “asrî” leşen sabunlar, saf sabunmuş gibi sorgusuz sualsiz kullanılıyor…

 

Devamını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz…

Reklamlar

Karbonatla Saç Nasıl Yıkanır?

İngiliz karbonatı ile saç yıkamak:

Neden? 

Doğal sabuna/şampuana geçişte bir ilk aşamadır.

Nasıl?

plastik bir bardağa/maşrapaya bir çorba kaşığı ingiliz karbonatı koyulur.

Yıkanma esnasında ılık su ile doldurulan kap içeriği ıslak saça ağır ağır dökülerek sanki şampuan köpürtür gibi masajla saç derisine uygulanır.

En az iki dakika boyunca masaja devam edin. saç derisindeki birikinti ortadan kalkacaktır.

istenirse sirkeli su ile durulanıp saç yıkama bitirilir.

saçta sirke kokusu kalmaz merak etmeyin.

Seboreik Dermatit ve Doğal Sabun

Çok berbat bir saç derisi sorunudur. Stres tetikler, gıda tetikler, bitmez tükenmez tedavi süreçlerinden geçilir. Kaşınır, kızarır, pullanır, kabuklanır..

Çeken bilir.

O yüzden ben nedenini nasılını geçiyorum.

Gözlemlerime göre, kimyasal yüklü şampuanlardansa doğal sabunlar ve doğal şampuanlar faydalı oluyor. Sodyum lauryl sülfat, (SLS), Propilen glikol, PEG, DEA, TEA, paraben ve esans içermeyen ürünler saç derinizi rahatlatacaktır. Market şampuanı SD’li kafaya zımpara etkisi yapar.

Her tür kimyasal madde deride tahriş edici bir etki yapıyor. %100 zeytinyağından yapılan, hiç bir katkı içermeyen Kastil sabunu ve zeytinyağının ağırlıkta olduğu tüm doğal sabunlar iyi bir seçim olabilir.

Peki saç nasıl yıkanmalı?

Saç derinizi parmak uçlarınız ve tırnaklarınızla derinlemesine ama tatlı tatlı ovarak masaja tabi tutmalısınız. Çok güzel durulama yapmanız, haftada bir defa da olsa ingiliz karbonatı uygulamanız yerinde olabilir. Coşup da kafanızı tırnaklarınızla kazımayın sakın.

İlaçlı şampuanlarla tedavi sonuç verir ama geçicidir. Çok umut bağlamadan düzenli kullanmalısınız. Kesin sonuç ummayın. Bu rahatsızlığınız ömür boyu sizinle beraber olacak. Yaşam koşullarınızda iyileştirmeler yaparak, gıdanıza uykunuza özen göstererek ve stresle başa çıkmayı öğrenerek atakların arasını uzatabilir ve hatta hafifletebilirsiniz.

Son olarak… Esansiyel yağlar yani ucucu yağların seboreik dermatitte kullanılması yaygınlaşıyor.. Siz de araştırdığınızda göreceksiniz ki, çay ağacı yağı, paçuli, neem, lavanta, biberiye, sedir, kekik, nane, ökalipüs ve ardıç yağları doğal yollardan sd semptomlarınıza iyi gelecektir.

 

Bu yağların saf olması ve belirli oranda hazırlanması gerekir. Bir yağ çorbası yapmak işinize yaramaz.

 

 

İngiliz karbonatı ile saç yıkamak: plastik bir bardağa/maşrapaya bir çorba kaşığı ingiliz karbonatı koyulur. Yıkanma esnasında ılık su ile doldurulan kap içeriği ıslak saça ağır ağır dökülerek sanki şampuan köpürtür gibi masajla saç derisine uygulanır. En az iki dakika boyunca masaja devam edin. saç derisindeki birikinti ortadan kalkacaktır. istenirse sirkeli su ile durulanıp saç yıkama bitirilir. saçta sirke kokusu kalmaz merak etmeyin.

 

 

 

Duş jeli nasıl geldi yapıştı yakamıza?

Yıllar önce, hamama gidilen günlerde.. hamam sabunu vardı. Sabun hamuru teknelere dokulup dondurulur sonra 1 metrelik tahta yardımıyla kare kare kesilerek kurutulurdu.

İyi kurumuş sabun en iyi köpüren en hafif sabundur. O yüzden büyüklerimiz de gider keserken ne kadar dümdüz kesilse de kuruma sırasında suyu uçarken yamuk yumuk olmuş, kimbilir nerelerde beklemiş, kaya gibi sert, üzeri toz gibi bir şeyle kaplı beyaz ve yeşil sabunları kilo usulü alıp eve korlardı. Genzini yakardı kokusu.

Hamama gidileceği zaman yahut evde hamam sobası yakıldığında bir kalıp alınır, sıradan bütün aile efradı aynı kalıpla yıkanır, kalıbın artanıyla da kirli çamaşır yunurdu. “Pek temiz pak kadındır, bir kalıp sabun bitirir hamamda” diye de övünülürdü.

Gel gelelim hane halkının muzdarip olduğu bir konu vardı. Saç! Tek sabun hem kafaya hem gövdeye sürtülünce kimi zaman bele, kimi zaman topuklara uzanan saçlar, bilemedin Türk erkeğinin gururu vücut kılları sabuna yapışıp kalıyor, yer yer içine kadar gömülebiliyordu. Sabunun bir  sonraki kullanıcısına kıllarından arındırılmamış bırakılması büyük münakaşa sebebiydi.

Benim bulabildiğim; 50’lerde ilk Palmolive ve Puro sabunu reklamları başlamış Türkiyede. Hamam sabununu şutlayıp “güzellik sabunu” olarak başa geçmiş. Cildinizin teraveti için kullanmanız tavsiye olunmuş. Herkesin sıtkı sıyrılmış çünkü zeytinyağlı sabundan. Köy sabunu ve lüks sabun olarak iki sabun ayrışmış. Hatta LUX bir marka olup çıkmış.

İlk duş jeli 90’larda çıktı diye hatırlıyorum. “ya kim alır ki bunları” dediğimiz katalogla satış yapan firmalardan bulduk ilk. (yanılıyor olabilirim o dönemleri biraz hızlı geçtim) Sonra markete düştü. Çok züper oldu çünkü çok züper kokuluydu, züper ötesi köpürmekteydi, dehşet renklerde satılıyordu ve kişiye özeldi, içine bişey düşmüyordu. Yaşasın kılsız duşlar!

Elde örülen lifler derhal yerini çin malı laylon liflere bıraktı. Biraz hallice olarak kabak lifi de kendine yer bulmaya başladı. Köpürte köpürte bir hal olduk banyolarda. Misler gibi koktuk.

Derken derken ciltler kurudu, aynı firmaların boyy boy nemlendirici kremleri, vücut losyonları, daha da yumuşatıcı ve nemlendirici köpükleri filan marketlerde görünür, reklamlara çıkar oldu. “Ay bakın bu mankene nasıl sürüyor? sizin de cildiniz ipppek gibi, neme doymuş hatta taşmış olmasın mı?, alın kullanın ölümüzü görün” şeklinde reklamlar.. hiç almayan bir kere aldı muhakkak.

“O markanınki badem kokulu, bu markanınki halis çiçek özü var hem, filan marka üstelik selüliti siliyor yaaa… alalım ya cildim çatır çutur zaten..” Aldık aldık koyduk aynanın önüne.. boy boy renk renk.

Duş jelleri önce aklımızı aldı, sonra cildimizin koruyucu örtüsünü. Çok az zahmetle çok acaip şeyler sattılar bize.

Sentetik kremleri, muhtemelen içgüdüsel olarak içeriğine inanmadığımızdan, aldık kullanmadık, raf bekledi yıllarca.

Kimin annesinin evinde anneannesinin evinde vücut kremleri yok sorarım size? Yüz kremi bile kullanmaz bizimkiler. Alır, bırakır. Yüzünü bırak ayağına sürmez. Yine de arada bir markette hatırlarız kendilerini. “şundan alayım da annem/kayınvalide sürer mis gibi”. Götürür verirsiniz, yıllarca ayna önünde görüp sinir olursunuz.

“Anne bunun tarihi geçmiş ama? Niye kullanmıyorsun bak senin cilt tipine göre”

“E kızım sürüyorum arada bir aa. onca işim var ne ara krem süreyim bu saatten sonra Ajda Pekkan mı olacağım ben”

Onu bunu boşverin.

Sözün özü: cildinize sürdüğünüz sabunu yüzünüze, yüz sabununu saça sürmeyin derim. Doğal sabun kullanın.. Duş kesesi kullanın..

Duş jelini de duşu temizlerken duşakabine sürün. 😀

 

 

Çok özel bir yazı

Aşağıda kendisinden izin alarak yayınladığım yazı, instagram’da @glutensizdunyacom hesabının sahibesi ve Glutensiz Dünya blogunun yazarı tarafından yayınlandı.. Teşekkür ederim :))

Beyler bu yazıdan sıkılabilir. Saç problemleri yoksa yani. Bursalıysanız, az veya çok, umumi veya hususi ama mutlaka kaplıca kültürüne aşinasınızdır. E Bursa demişken şifalı kükürtlü kaplıcalarını es mi geçseydim? O değil de ben olayı glutene nasıl bağlarım bilmiyorum, neyse çember çizmeye başlayayım da kısmet artık.

Küçükken kaplıcalardan nefret ederdim. (Ebeveynler çalışınca büyükanneyle büyüyen çocukların kaderidir gidilen yerlere çanta gibi taşınmak. Yoktu ki o zaman anne-çocuk atölyeleri, waldorf pedagojisi benimsemiş kreşler, “evde montessori” vs.) Küçücük yaşımda dayanamazdım o buhar ve sıcaklığa.

Kaplıcalarda yaşlı teyzelerin saatlerce zaman geçirmesi, aslan ağzından akan kaynar suda dakikalarca (tenleri bordo olana dek!) oturmaları, çıkınca “hararet yaptı” deyip buz gibi Uludağ gazozu devirmeleri dönüp baktığımda hâlâ hayret ettiklerimden. Görsem söylerim şimdi; teyze ne gazozu, 21 gün böbreğin onu süzmekle uğraşacak, yazık değil mi, gelmişsin kükürtlü kaplıcaya iç bir ayran, ev yoğurdundan olsun! Deli derler herhalde.

Lisede fikrim değişti. Kışın okul çıkışı, mayoları alır termal havuza giderdik kızlarla. Fransızlar, suni hamamları ve peelingi bu hamamlardan ilhamla geliştirmiş derdik/öyle bilirdik. İpek kese, peeling’e karşı. İşte o dönemlerden aklımda kalan bir koku varsa, yoğun sabun kokusudur. Ben rengârenk şampuan ve jellere bayılırken anneannem ısrarla zeytinyağlı sabun kullanırdı ve hala öyle yıkar saçını. Eklemleri Allahlık, iç hastalık bol ama saçlarının maşaallahı var. Bense yarısını ergenlikte bıraktım galiba.

Organik şampuan kullandım senelerce; sonra öğrendim ki asıl zararlı olan sabunu sıvı hale getirmekte kullanılan kimyasallarmış. Yağ organik olmuş neye yarar? Ananemin sabunu denedim bir heves. Saçlar oldu mu keçe!? Leylek yuvası adeta. Yok, alışık değiller. Sonra piyasada ne varsa alır oldum bir dönem. Dıştan beslesen ne fayda, içe bakmak lazım diyerek bıraktım, dağınık kalsın.

Sonra evdeki kimyasallara göz atar oldum. Elleri zımparaya dönüştüren sıvı sabunları es geçmeyelim. “Hijyenik değil”e inandırıldığımız katı sabun en iyisi yine. Hepsinden kurtulamadım yoo, ama mutfak elzem bana göre.

Geçenlerde bulaşık deterjanı yaptım evde hani. Deterjan içeriğimi olumlu değerlendiren bir eczacı hanım yorum yazınca haberdar oldum @ipeksabun ’dan. Hesabı inceleyince doğal şampuan isminde, sabun formunda katı şampuana (Şampan) ve deopek isimli ürüne denk geldim. Ve zeytinyağlı/kahveli/lavantalı sabunlara…Ücretsiz numune gönderiyor. Kargoyu bir zahmet ödemeniz gerekiyor, “Rabbena, hep bana” olmaz öyle. Hemen denedim de birkaç kez saçımı yıkayarak öyle  haber vermek istedim size. Şampuandan farkı yok, kokusuz ama yumuşacık yapıyor. Hindistancevizi/zeytin/badem yağı, E vit, çam terebentini ile hazırlanmış. Ve daha önemlisi, bir kadın girişimci… Evet benim için bir adım öndeler, fena ayrımcıyım (Fonda, Amy Winehouse çalıyor: You Know I’m No Good). Alkışlarken size de haber vermek istedim. Gluten bunun neresinde mi? İlahi! #tekderdimizgluten olsa.  #dogaldeodorantnedir

 

TATLI DİLİMLER!

Bir sabun için ne güzel bir tanım.. “Tatlı dilim”. Tatlı dilimler sitesinin sahibesi Justine hanım Doğal Sabun üretenler için Türkiye’nin en iyi kaynaklarını sunuyor. Ben de ilk günden beri müşterisi olmaktan gurur duyuyorum. Bir gün yerinde ziyaret etmeyi de çok isterim. Tatlı dilimler alışveriş sitesine buradan, videolarına buradan ve bloguna da buradan ulaşabilirsiniz…

Blogundaki son yazısında “sabunlaşma faktörü”nden bahsetmiş. Sabun yapmak kek yapmaya çok benzer. İyi bir kekin tarifiyle kesinlikle oynama yapamazsınız. “Evde 2 yumurta var, tarif 5 yumurta lazım diyor ama olsun biraz da su katarım” diyemezsiniz mesela. Ya da “bir bardak şeker çok, yerine yarım bardak tuz atıverelim, kim bilecek? ikisi de beyaz” da olmaz.

Sabunun her kimyasal reaksiyon gibi bir denklemi vardır. O denklemde “sabunlaşma sabiti” çok önemli yer tutar. Rastgele iki tutam yağ bir avuç su diyerek sabun yapılmaz.

Sabuna ilgisi olan herkesi Sabun Atolye blogundaki bu önemli yazıyı okumaya davet ediyorum. Sabunlaşma Faktörü

 

Herkese tatlı dilimlerle dolu günler dilerim.

 

İpek

 

Doğal Şampuan Üzerine

Merhaba,

Bugün doğal şampuan üzerine etraflıca bir şeyler yazmak istiyorum.

Doğal şampuanın içeriğinden başlayalım: Zeytinyağı, Hindistancevizi Yağı gibi iyi yağlarla başlıyoruz. Bunlar en cilt dostu, en sabuna uygun yağlar olup tamamen yenilebilir yağlardır. Üzerine Çam terebentin, E Vitamini ve Badem yağı gibi saç dostu malzemelerimizi ilave ediyoruz. Miss gibi şampuan yapıyoruz.

Saçın canlı olan kısmı derinin altındaki köküdür. Saç oradan beslenir, nefes alır, koruyucu yağını oradan salgılar. Toprak altında bir tür patates gibi hayal edin. Önemli kısmı odur. Patatesin yaprağı neyse saç da aslında o kadar. Hatta daha da basit; çünkü saç teli canlı değildir.  Tırnak gibi keratinden oluşur. Katman katman üretir saç kökü ve ürettikçe ileri iter. Saç uzar.

Peruklar mesela, gerçek saçtan yapılanlar, yirmi yıl kendi halinde dursa uzamaz, yağlanmaz, kırık oluşmaz, beyazlamaz ve başka bir sorun yaşamaz. Canlı değildir. Ancak başında saç olan herkesin kendine göre sorunları vardır. “saçım yağlı” derler. “benimki çok kuru”, “çok dökülüyor”, “hiç uzamıyor”, “çok sönük, “hızlı uzuyor hemen dip boyam geliyor”, vb vb.

Bütün bunlar SADECE saç derisi ve saç kökünün marifetidir. Market şampuanlarının saçınız için vaat ettikleri şeyler genellikle palavradır. Bir kaç saniye saçınıza değip suyla akıttığınız şey saçınızı mucizevi şekilde reklamdaki kadın gibi yapmaz. Rengini değiştirmek için bile bir saat boyayla oturuyorsunuz, öyle ipeksi yumuşaklık, satensi parlaklık, ketensi doku, kadifemsi kese bilmemne şıp diye olmaz yani.

Eğer saç kökünü içeriden ve dışarıdan besler ve bakarsanız sizin saçınız da mükemmel olur. Kansızlık, beslenme geriliği, hormonal sorunlar, vitamin mineral eksikliği, aşırı kurutma, hoyrat tarama, at kuyruğu-topuzla çekiştirme, deri rahatsızlıklar ve saire olmadığı durumda saç kendi kendisini güzelce büyütür.

Şampuanda bildiğiniz deterjan olan, sls (sodyum lauril sülfat ve eşdeğerleri) var ise, saç derisine bomba düşürür. Bir metre köpürür, çok temiz hissi verir ama saç derisini soyar ve yıpratır. Saç kökü harıl harıl “benim yağım nerede?” derdine düşer yağ üretimini arttırır. Yağlanınca hemen şampuana sarılır insan. Döngü başlar.

Doğal şampuan saçı ve saç derisini arındırır ama hırpalamaz. Saç kökü sakin sakin normal üretimine dönüş yapar. Saçınız da olması gerektiği kaliteye kavuşur.

Peki nasıl kullanılır?

Öncelikle, tek kullanımda karar vermeyin, saç derisi ve kökü kendine gelene ve kimyasal birikintilerden arınana kadar bir ay kadar geçmesi gerekiyor.

Doğal olmasına bakıp zayıf nahif bir ürün zannetmeyiniz, elimizde köpürtüp sürsek bile temizlemeye yeter, yani uzuuun uzun kafanızı ovalamayınız.

Bir ya da iki su yıkayabilirsiniz, Bolca durulayın. Eğer tarama sorun oluyorsa son durulama için bir fincan sirkeyi bir plastik bardak suya ekleyerek yanınıza alın, durulayın çıkın. (cam bardakla duşa girmeyin tabii)

Hepsi bu kadar..

Hiç olmadı en en en doğal saç yıkama yöntemi karbonattır. Kendim denedim biliyorum. Market şampuanını bıraktığım ve doğal şampuana geçtiğim ara dönemde yıllarca kullandım. İnternette “no poo” olarak aramayı deneyin ya da yıllar önce yazdığım şu yazıya bir göz atın: Şampuansız Hayat

Sıhhatler olsun